• Mehmet Pektaş
    • Şair-Yazar
Cesur Kaşifler çıktı.
5 kitaplık yeni seri. Çocuklar bu seriyi çok sevecek.
Adam Olacak Çocuk Serisi
Seri yeni kitaplarla devam ediyor.
Macera kitapları çıktı.
Dr. Mehmet Pektaş'ın 5 kitabı birden çıktı.

Ana sayfa

Arka kapaktan: Bu çağın insanı olmadığım doğruydu. Ben çok daha önceleri yaşayıp ölmüş olmalıydım. Bilmem başınıza geldi mi? Bir dolmuş veya otobüsle bilmediğiniz bir yere gideceksinizdir. Şoföre ineceğiniz yeri söyleyip sizi orada bırakmasını sıkı sıkı tembih edersiniz, oraları hiç bilmediğinizi ısrarla anlatırsınız. Şoför kendinden emin şekilde “Tamam.” der, merak etmemenizi söyler. Epeyce yol gittikten sonra durumdan şüphelenip şoföre, filanca yerde ineceğinizi hatırlatmak istersiniz. Şoförse orayı çoktan geçmiştir. Sizi hemen müsait bir yerde indirir, âdeta ne hâlin varsa gör, der. Siz şaşkın şaşkın etrafınıza bakınırken araç uzaklaşıp gider. Ben de çoğu zaman kendimi böyle hissederdim. Zaman beni indireceği yerde indirmemiş, ta buralara kadar getirip bırakıvermiş.
Arka kapaktan: Ben karşılıksız, çıkarsız dostluğu unuttum. İnsanlara güvenip borç vermeyi, borcumu gününde geri almayı unuttum. Banka yerine bir tanıdıktan para istemeyi, kredi kartı kullanmadan bakkaldan, marketten veresiye alışveriş yapmayı unuttum. Yer sofrasında bir ekmeği ikiye bölüp aynı tastan çorba içmeyi unuttum. Birkaç arkadaşla oturup televizyona, internete dalmadan hâl hatır etmeyi unuttum. Birbirinin derdiyle dertlenmeyi, dar günde birlik olmayı unuttum. Telefon etmeden çat kapı misafirliğe gidip bir demli çay içmeyi, soba üstünde pişen kestaneyi, patlamış mısırı unuttum. Tanımadığım insanlarla selamlaşmayı, komşudan bir bardak ödünç yağ, şeker istemeyi unuttum. Akşamüstü kapı önüne çıkıp çekirdek çitlemeyi, sokakta koşturan çocukları seyretmeyi unuttum. Yağmurdan sonra toprak kokusunu içime çekmeyi, boy veren ekinlerin arasında yürümeyi, yemyeşil çayırlara uzanıp gökyüzünü seyretmeyi unuttum.
Arka kapaktan: Bacanaklar Kıraathanesi kasaba meydanındaki üç kıraathanenin en büyük ve en eskisiydi. Uzun yıllar önce iki bacanak tarafından açılmış, sonra defalarca el değiştirmişti. İşletmeciler değişti, kıraathanenin ismi değişmedi. Kasabayı karayoluna bağlayan yol küçük meydanda bitiyordu. Oradan ikiye ayrılıp Bacanaklar Kıraathanesi’nin sağından ve solundan yukarı mahallelere doğru devam ediyordu. Bacanaklar’ın doğu tarafında bir gurbetçi tarafından yeni yaptırılan üç katlı binanın altında başka bir kıraathane vardı. Cafer ve Remzi isimli iki kafadarın açtığı yere daha çok gençler gelip gidiyordu. Cafer ile Remzi, açacakları mekâna isim ararken akıllarına kendi isimlerini birleştirmek geldi. Böylece “Cafe Remzi” ortaya çıktı. Her ne kadar ismi cafe olsa da buranın diğer kıraathanelerden pek farkı yoktu. Kasabadaki diğer kıraathane Bacanakların batı tarafında iki katlı belediye binasının altındaydı.
Arka kapaktan: Başhekim kameraların karşısına geçti: “Sevgili basın mensupları, Sayın Türk halkı, hastanemizde geçen pazartesi sezaryenle başarılı bir doğum gerçekleştirilmiştir. Bebeğin tüm hayati fonksiyonları yerindedir. Tedbir amaçlı olarak yeni doğan ünitesinde tutulmaktadır. Günlerdir tüm ülkece konuşulan iddialar doğrudur.” Muhabirlerden birisi atıldı: “Yani bebek doğar doğmaz konuştu mu?” Başhekim: “Evet, sevgili basın mensupları, tıp tarihinde benzeri görülmedik bir şekilde bebek doğar doğmaz, kordonu bile kesilmeden konuştu.” Gerek olayı takip eden basın mensupları gerekse televizyondan açıklamayı dinleyen halk, büyük bir şaşkınlık yaşıyordu. İlk şoku atlattıktan sonra bir muhabir sesi titreyerek sordu: “Peki, ne dedi?” Başhekimin günlerdir bu olayla ilgilenmekten dolayı sinirleri bozulmuştu. Bir an kameralar karşısında olduğunu unutup cevapladı soruyu: “Ne diyecek eşek sıpası, ‘Telefon nerde?’ dedi.” Herkesin ağzı bir karış açıktı. Bir muhabir: “Sonra?” diye sordu.
Arka kapaktan: Ayı Sabahattin, yatakta bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Bir ara içi geçecek gibi oluyor, kısa süreli bir horultu çıkarıp bir türlü derin uykuya dalamıyordu. Karısının da gözüne gram uyku girmemişti. Kocasının dönüp durması, üzerlerindeki ince örtüyü çekiştirmesi, zaten gelmeyen uykuyu hepten kaçırmıştı. Sırt üstü dönüp gözlerini mağaranın tavanına dikti. Alışık olmadığı bu sıcaklık onu fazlasıyla bunaltmıştı. Ofladı, pufladı; olmadı. Kendini biraz geriye çekip yatakta oturdu. Kollarını önünde bağladı. Tıslayıp duran kocasına diziyle vurdu. Ayı Sabahattin örtüyü biraz daha çekiştirerek: “Hıı?” dedi. Ayı Cevriye, bu defa dirseğiyle dürttü kocasını. Ayı Sabahattin’in sesi biraz daha sertleşti: “Hıııı?” Kocasının bu ilgisizliği dişi ayıyı iyice germişti: “Uyuyamıyorum Sabahattin. U-yu-ya-mı-yo-rum!” diye sesini yükseltti. Ayı Sabahattin bunun üzerine yavaşça sırt üstü döndü. Üstündeki örtü ile terini sildikten sonra doğrulup oturma pozisyonu aldı.
 9  ...